Online-Hukuk.Org

tüketici mahkemesi kesinlik temyiz sınırı 2013

Sayın Ziyaretçimiz,
bu sayfada arama yapmış olduğunuz anahtar kelimeye en uygun olduğunu düşündüğümüz makaleleri listelemiş bulunuyoruz. Puantajı en çok olan makale sizin aramanıza en uygun olan makaleyi temsil etmektedir.

Hukmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Temyiz Yoluna Müracaat Etmeden Kesinleşmesi ve Kanun Yararına Bozma

Arama Puantajı:
66

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek, temyiz yasayoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde ise koşulları bulunduğu taktirde yasa yararına bozma yasayolu ile incelenebilecek ve denetlenebilecektir. Sayılan üç olasılıktan birinin gerçekleşmesi halinde hüküm varlık kazanacağından, ancak bu aşamada olağan yasayolu olan temyiz yasayolu devreye girecek, varlık kazanan hükmün temyiz edilmesi halinde aleyhe temyiz bulunup bulunmadığı da dikkate alınmak suretiyle temyiz incelemesi yapılacak, bu aşamada hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar denetlenebilecek, hükmün varlık kazanması ve temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ise, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar, 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerindeki koşullar dikkate alınmak suretiyle yasa yararına bozma istemine konu olabilecektir. >>>

Hüküm Kesinleştikten Sonra Aleyhe Bozulamaz

Arama Puantajı:
63

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Hükümde açık hukuka aykırılıkların bulunması da, kesin nitelikteki bir hükme temyiz edilebilirlik vasfı kazandırmaz, Yargıtay’ca denetim olanağı bulunmayan bir hükmün hukuka aykırılıklar taşıdığı gerekçesiyle temyizen incelenmesi olanaksızdır. Zira, 1412 sayılı CYUY’ nın 315. maddesi uyarınca temyiz istemi üzerine, hükmü veren mahkemece öncelikle, hük mün temyizinin olanaklı bulunup, bulunmadığı, süresinde açılmış bir temyiz davası olup, olmadığı, istemde bulunanların, buna hak ve yetkileri bulunup bulunmadığı değerlendirilerek, bu koşulların birinin eksik olduğunun saptanması halinde öncelikle temyiz isteminin reddine karar verilecektir. Yerel Mahkemece bu hususlarda yanlış bir değerlendirme yapılması veya hiç değerlendirme yapılmaması halinde ise Yargıtay’ca öncelikle bu üç husus 1412 sayılı Yasanın 317. maddesi uyarınca değerlendirilerek, temyiz koşullarının bulunup bulunmadığı saptanacak, ancak temyiz koşullarının varlığı saptandığı ahvalde temyiz incelemesi yapılacaktır. Aksi kabul hukuka aykırılık taşıyan her hükmün temyizen incelenebileceği sonucunu doğurur. Hukuk sistemi her sorunun çözümünü de kendi içinde üretmiştir. Hukuka aykırılık taşıyan bir hükümdeki yanlışlıkların olağan denetim yoluyla giderilmesi olanağının bulunmadığı durumlarda, bu aykırılıkların olağanüstü denetim yollarıyla giderilmesi mümkün olabilecektir. Somut olayda da, hükümdeki bu hukuka aykırılığın 5271 sayılı Yasanın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen yasa yararına bozma yasa yoluyla giderilmesi olanağı bulunmaktadır. Kanun yararına bozma istemi üzerine mahkûmiyet hükmü açısından aleyhe bozma yasağı nedeniyle, hükümdeki bu hukuka aykırılığa sadece işaretle yetinileceği, bunun davanın süjeleri açısından pratik bir sonuç doğurmayacağı ileri sürülebilir ise de, somut olayda aleyhe yönelen bir temyiz bulunmaması nedeniyle, olağan denetim sonucunda da aleyhe bozma yasağı bulunacağından, hükümdeki bu hukuka aykırılığa sadece işaretle yetinilebilecektir. >>>

Müdafii ile Asilin İradesinin Çelişmesi

Arama Puantajı:
59

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Uyuşmazlık, zorunlu müdafi ile küçük sanıkların iradelerinin kanun yoluna başvurma konusunda çelişmesi halinde, bunlardan hangisine itibar edileceği noktasında toplanmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150. maddesine göre, şüpheli veya sanık 18 yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi de bulunmazsa istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilir. Kural olarak müdafiin yasa yoluna başvurması veya bu başvurudan vazgeçmesi, asilin iradesine tabidir. Ancak yukarıdaki madde uyarınca kendisine zorunlu müdafi tayin edilenler ile müdafiin kanun yoluna başvurma veya bu başvurudan vazgeçme konusunda iradeleri çelişirse, bu durumda asilin değil, müdafiin iradesi geçerli sayılır. Somut olayda, temyizden vazgeçen sanıklar 18 yaşından küçüktür. Bu durumda sanıkların vazgeçme iradelerine itibar edilemez. Sanıklar müdafiinin temyiz talebi nedeniyle kararın temyizen incelenmesi gerekir. >>>

Kanun Yollarına Müracaatta Asil ve Müdafiinin Yetkisinin Çelişmesi

Arama Puantajı:
56

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Zorunlu müdafi ile küçük sanıkların iradelerinin kanun yoluna başvurma konusunda çelişmesi halinde, bunlardan hangisine itibar edileceğinin tespiti gerekir 5271 sayılı  Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150. maddesine göre, şüpheli veya sanık 18 yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi de bulunmazsa istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilir. Kural olarak müdafiin yasa yoluna başvurması veya bu başvurudan vazgeçmesi, asilin iradesine tabidir. Ancak yukarıdaki madde uyarınca kendisine zorunlu müdafi tayin edilenler ile müdafiin kanun yoluna başvurma veya bu başvurudan vazgeçme konusunda iradeleri çelişirse, bu durumda asilin değil;  müdafiin iradesi geçerli sayılır. Somut olayda, temyizden vazgeçen sanıklar 18 yaşından küçüktür. Bu durumda sanıkların vazgeçme iradelerine itibar edilemez. Sanıklar müdafiinin temyiz talebi nedeniyle kararın temyizen incelenmesi gerekir. >>>

Ceza Muhakemesinde Düşme Kararı Kesin Olarak Verilemez

Arama Puantajı:
54

Hukukçu Mehmet Antalyalı

 1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca kesin olan hükümler, 2 milyar liraya kadar (2 milyar dâhil) adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri ile üst sınırı 10 milyar lira adli para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat kararlarıyla sınırlı olup, 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde belirtilen diğer hükümler yönünden herhangi bir sınırlama getirilmemiş olduğundan, düşme kararının da beraat veya mahkûmiyet hükmüne kıyasen kesin olarak verilebilmesinin kabulü 1412 sayılı Yasanın 305. maddesine açıkça aykırılık oluşturacaktır. >>>

İtiraz Merciince Subut ve Vasfa İlişkin Karar verilebilir

Arama Puantajı:
50

Hukukçu Mehmet Antalyalı

İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalıdır. Özel Dairece, mercii kararının bu yönde değerlendirilerek, beraat kararı verilmesinin yasaya aykırı bulunması sonucunda bozulmasına karar verilmesi isabetlidir. Ancak  bu görüşünden vazgeçerek İtiraz merciinin sübut ve vasıf konusuna giribeliceğine dair karar verdi. >>>

Kararın Temyiz Edilebilirlik Vasfının Tespiti

Arama Puantajı:
48

Hukukçu Mehmet Antalyalı

1-)Ceza Genel Kurulu'nun 15.07.2008 gün ve 174-191 sayılı kararında da belirtildiği üzere; bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; çeşitli nedenlerle hükmün içerisinde birden fazla "cezanın" bulunduğu hallerde, temyiz sınırınn belirlenmesi açısından cezalardan her birinin miktarına değil toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık, aynı kararın içerisinde birden çok hüküm bulunması halinde temyiz sınırı her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir. >>>

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması İki Müesseseden Oluşur

Arama Puantajı:
45

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. >>>

Hükmüm Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Çocuklar Hakkındaki Denetim Süresi

Arama Puantajı:
45

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Hüküm tarihi itibariyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yönünde uygulanabilecek yegâne hüküm 5395 sayılı Yasanın 19.12.2006 tarihinden önce yürürlükte bulunan hükmüdür, bu hüküm uyarınca çocuk hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde beş yıl süre ile denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verilecektir, her ne kadar 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 40. maddesi ile 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilerek, çocuklar açısından denetim süresinin üç yıl olarak uygulanacağı hüküm altına alınmış ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesine yollamada bulunulduğundan, 231. maddedeki diğer koşullar nazara alınmaksızın sadece 23. maddenin denetim süresinin dikkate alınarak 3 yıl olarak uygulanması karma uygulama niteliğinde olacağından, Adalet Bakanlığı’nın bu yöne ilişen yasa yararına bozma istemi ve bu istemi yerinde görerek karardaki denetim süresini 5 yıldan 3 yıla indiren Özel Daire uygulaması 5252 sayılı Yasanın 9. maddesine aykırıdır >>>

Hukuk Mahkemelerinde Kesinlik Sınırının Tespiti

Arama Puantajı:
42

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Her ne kadar, davacının davalıdan aldığı sabit ücret miktar itibariyle 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 22. maddesinde ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırının altında bulunmakta ise de; sabit ücretin alınıp alınmaması hususunda verilen hükmün salt alınan sabit ücrete münhasır olmayıp, sonraki yıllara da yönelik olduğu ard etkisinin bulunduğu kuşkusuzdur. Yine, sabit ücret uygulaması nedeniyle eldeki dosyada tek bir abone uyuşmazlığı yargıya taşımış olmasına karşın, ortada tüm aboneleri ilgilendiren, toplu bir hak uyuşmazlığının bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Bu itibarla, sabit ücretin yasada öngörülen ücret tespit kurallarına uygun olduğu yönünde tespit istemini de içeren böyle bir davada verilen karar, bir kanun hükmünün ileriye dönük uygulanıp uygulanmaması yönünde de sonuç doğuracağından, temyiz incelemesinde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 22. maddesi ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesinde belirtilen kesinlik sınırının gözetilmemesi gerektiğine, dolayısıyla bu davanın miktar ve değerine bakılmaksızın temyizinin olanaklı bulunduğuna oybirliğiyle karar verilmiş ve işin esası incelenmiştir. >>>

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Kanun Yararına Bozma

Arama Puantajı:
38

Hukukçu Mehmet Antalyalı

5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 8. fıkrasının; “Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur” şeklindeki düzenlemelerine açıkça aykırı olduğu gibi, bir kararın olağan denetim yolları ile incelenmeksizin, doğrudan olağanüstü yasayoluna tabi kılınması sonucunu doğuracağından, yasayollarındaki sisteme de aykırılık oluşturur. Diğer yönden, bir kararın biri olağanüstü,  diğeri de  olağan olmak üzere iki kez aynı temyiz merciince farklı yöntemlerle incelenmesi usul karmaşasına yol açacak ve böyle bir uygulama yasayollarının konuluş amacına da aykırılık teşkil edecektir.Hükmüm açıklanmasın  geri bırakılmasına karar verilmesi halinde,  hükmün içeriğindeki aykırılıklar ancak  hükmün hukuken varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü kanun  yollları denetimine  konu olabilecektir.Henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü kanun yolu enetimine tabi tutulması hukuken mümkün değildir.Bundan dolayı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması  kararının verildiği ahvalde,  hukmün içeriğine dahil bulunan  hukuka aykrılıkların kanun yararına bozma yolu ile denetlenmesi mümkün değildir >>>

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması İmkanı Ouşan Bir Konuda Ceza Genel Kurulu Karar Veremez

Arama Puantajı:
37

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Ancak, hükümden sonra yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile CYY’nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında gerçekleştirilen değişiklikler sonucunda, bu maddede öngörülen objektif ve subjektif koşulların varlığı halinde uygulanması olanağı bulunan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumunun tatbik alanı genişletilmiş ve somut olayda uygulanabilir bir hale gelmiştir. Kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasına olanak sağlayan ve bu yönüyle sanık lehine sonuç doğurduğunda kuşku bulunmayan bu hukuki kurumun sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı ise öncelikle yerel mahkemece ele alınıp değerlendirilmelidir. >>>

Meşru Müdafada Korku ve Telaşla Sınırın Aşılması

Arama Puantajı:
36

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Yasa koyucu tarafından sadece yasal savunmaya ilişkin olarak kabul edilen ve anılan maddenin 2. fıkrasında düzenlenen mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelen nedenlerle sınırın aşılmasının olayda uygulanmasının söz konusu olup olamayacağına gelince; uzun yıllardır yaygın terör olaylarının yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Siirt İlinde gerçekleşen yargılama konusu olayda sanığın ve yanında bulunan iki jandarma erinin maruz kaldığı ve ölüme yönelik sözlerle de desteklenen fiili saldırının ağırlığı, uyarılara karşın ısrarla ve artarak devam etmesi ile bölgenin özellikleri bir bütün olarak göz önüne alındığında yasal savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Sanığın yaşanılan olayın etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması bunun sonucunda da yasal savunma sınırını aşması beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCY’nın 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma koşulları gerçekleşmiştir. >>>

Avukatlık Vekalet Sözleşmesinin Kendiliğinden sona Ermesi

Arama Puantajı:
34

Hukukçu Mehmet Antalyalı

1-)Avukatlık vekalet akdinin, vekaletnamede bahsedilmese bile mahiyetinden kaynaklanan bir süresi vardır. >>>

Ceza Muhukemesinde Kesin Hüküm Kaldırılmıştır

Arama Puantajı:
34

Mustafa Yıldız Hukukçu

 4.4.1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 21.1.1983 günlü, 2789 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen 305. maddesinin ikinci fıkrasının 18.11.1992 günlü, 3842 sayılı Yasa’nın 28. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. >>>

Kesinlik Sınırı Hükümden Sonra Aleyhe Değiştirilemez

Arama Puantajı:
31

Hukukçu Mehmet Antalyalı

5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan ve temyiz yasa yoluna ilişkin olan, 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddesinin hüküm tarihi olan 30.12.2003 tarihinde yürürlükte bulunan ilk fıkrası uyarınca; “Ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyiz yasa yoluna tabi ise de ikimilyon liraya kadar (ikimilyon dahil) para cezalarına ilişkin hükümler temyiz olunamaz. Maddenin 1. fıkrasındaki ikimilyon liralık sınır, 21.07.2004 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5219 sayılı Yasanın 3-B maddesi ile ikimilyar liraya yükseltilmiş ise de; anılan bu değişiklik hüküm tarihinden sonra gerçekleşmiş olup, kazanılmış haklara saygı ilkesi uyarınca bu sınırın dikkate alınması mümkün değildir. >>>

Kararda veya Hüklümde Kanun Yolu, Süresi Ve Yontemi Terettüde Yer Vermeyecek Şekilde Gösterilmelidir

Arama Puantajı:
29

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Karar ve hükümlerde yer alan yasa yolu açıklamalarının, bu yola başvuru hakkı olan kişilere tam bir açıklıkla ifade edilmesi ve yanılgılara sebebiyet verilmemesi yasal zorunluluk olduğundan, hükümde bu konuda eksik veya yanıltıcı ifadelerin bulunması durumunda; yasa yolu açıklamasını, her türlü kuşkuyu kaldıracak ifadeyle sanığa duyuran ve yasa yolu, mercii, süresi ile yöntemini tam bir netlikle ifade eden yeni bir bildirimin, yöntemine uygun meşruhatlı tebligatla gerçekleştirilmesinin sağlanması gerekir.

>>>

Tefhim Edilen Kararın Ayrıca Tebliğ Edilmesi Yeni Temyiz Süresi Başlatmaz

Arama Puantajı:
29

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Bunlardan ilki süre koşuludur. 1412 sayılı CYUY’nın 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse, tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi anılan maddenin 3. fıkrasındaki ayrıksı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar. Sanığın yüzüne karşı verilen hükmün ayrıca gerekmediği halde sanığa tebliğ edilmesi yeni bir süre başlatmayacağı gibi yeni bir temyiz hakkı da doğurmaz. >>>

Hakimlerin Mesuliyetine Dair Temyiz İncelemesi Duruşmalı Yaıplımaz

Arama Puantajı:
29

Hukukçu Mehmet Antalyalı

 Kanunda hakimlerin sorumluluğunu düzenleyen hükümler gereği dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı bu işlerde duruşma yapılabileceği konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Bu davalar, karşı dava gerekmeksizin davalı lehine tazminatı ve para cezasını içeren kendine özgülüğü bulunan dava türleridir. Bu nitelikleri gereği ilgili bölümünde temyiz incelemelerinin duruşmalı yapılacağı konusunda bir düzenleme yer almadığı gibi Yargıtay Kanunu'nda da bu işlerin duruşmalı yapılacağı konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir. Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tabi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir. >>>

Vekalet Sözleşmesinin Şekli

Arama Puantajı:
28

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Sanıkla birlikte duruşmaya gelen ve hakim önünde savunucu olarak kabul edildiği sanık tarafından bildirilen vekaletnamesiz savunucunun hükümü temyiz etmesi halinde, dosyada sanığın açık bir muhalefeti bulunmuyorsa, bu temyiz isteği geçerlidir. >>>

Meşru Müdafanın Şartları Aşağıda Genel Olarak Açıklanmıştır

Arama Puantajı:
27

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCY’nın 49/2. ve 5237 sayılı TCY’nın 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan yasal savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda yasal savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. >>>

Davaya katılma Hakkı Olan Kişiler Temyiz Edebilir

Arama Puantajı:
26

Hukukçu Mustafa Yıldız

 Her ne kadar 5271 sayılı CYY’nın 260. maddesinde yasa yoluna başvurabilecekler arasında, davaya katılanların yanısıra katılma istemleri karara bağlanmamış olanlar da sayılmış ise de, bu kişileri, esasen davaya katılma hakkı bulunan kişiler olarak algılamak gerekir. Nitekim aynı Yasanın kamu davasına katılmayı düzenleyen 237. maddesinin 2. fıkrasında; ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, yasa yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi halinde, bu istemlerin denetim muhakemesi sırasında incelenip karara bağlanacağı yolundaki kural da, bu görüşü doğrulamaktadır. Bu durumda, salt katılma isteminin koğuşturma sırasında Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olması keyfiyeti, esasen davaya katılma hakkı bulunmayan mağdura hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermez. >>>

İmar Kirliğine sebebiyet Verme ve İdari Para Cezası

Arama Puantajı:
25

Hukukçu Mustafa Yıldız

'Belediye sınırı” terimi mülga ve yürürlükteki Belediye Kanununda yasal bir idari kavram olarak gösterilmiş, İmar Kanununun 5. maddesinde mücavir alan tanımlanıp, 45. maddesinde mücavir alanın oluşturulma yöntemi düzenlenmiş ve mücavir alanlardaki ruhsat işlemlerinde belediye başkanlığı yetkili kılınmış, ayrıca İmar Kanununun 2, 5 ve 19. maddelerinde ise “belediye ve mücavir alan içinde” veya “belediye ve mücavir alan sınırları içinde” şeklindeki ifadelerde ‘mücavir alan’ teriminden başka ‘belediye sınırı’ teriminin de imar rejimi açısından anlamına işaret edilmiş ve bu şekilde ‘belediye sınırı’ teriminin salt idari bir kavram olmayıp, imar mevzuatı kavramı olduğu da gösterilmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 184. maddesi ile imar kirliliğine neden olma suçu düzenlenirken de yasa koyucu tarafından bilinçli olarak “belediye sınırı” kavramı kullanılarak, maddenin 4. fıkrasında, suçla ilgili bu düzenlemenin 3. fıkra hariç, “ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde” uygulanacağı açıklanmış ve böylece, imar uygulaması bakımından belediye sınırı dışında ve fakat belediyenin ruhsatlandırma yetkisi içerisinde kalan mücavir alanlardaki bina ve yapılarla ilgili olarak belediyelerin İmar Kanununun 32 ve 42. maddelerindeki, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapımına ilişkin inşaatı durdurup mühürleme, imar planına veya ruhsata uygun hale getirilmezse yıkma ve idari para cezası uygulama şeklindeki idari yaptırımlar geçerli olmakla birlikte, yasa koyucunun yalnızca belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerler içerisindeki ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapılması eylemlerini suç olarak düzenlediğinin anlaşılmasına ve mücavir alandaki kendi taşınmazı üzerinde ruhsatsız bina yapma eyleminin TCY’nın 184/1. maddesindeki suçu oluşturmayacağının anlaşılmasına karşın, incelenen dosyada suça konu yerin özel imar rejimine tabi yerlerden olup olmadığı araştırılmadan, eksik inceleme ile beraat kararı verilmesi, kanunu aykırıdır,(4.CD  06.06.2011 tarihli ve Esas No:2009/8724 Karar No:2011/7697 künyeli içtihadı)   >>>

Sabit Telefon Sözleşmesinde Sabit Ücretin Hukuki Vasfı

Arama Puantajı:
24

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Herkesin makul bir ücret karşılığında telekomünikasyon hizmetlerinden ve altyapısından eşit şekilde yararlanması ilkesinden hareketle, Türk Telekomünikasyon A.Ş tarafından yapılan enerji tüketimi, teknik donanım, bakım ve yönetim gibi masrafların karşılığı olarak, Telekomünikasyon Kurumu tarafından onaylanan tarife uyarınca alınan sabit ücretin, yasal ve hakkaniyete uygun bir uygulama olduğu; bu bağlamda, yasal ölçütler yerine direnme kararında sözü edilen sübjektif esaslara göre değerlendirme yapılamayacağı, her türlü duraksamadan uzaktır. Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen ve davanın kabulü ile Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının iptaline karar verilmesi gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, hatalı teşhis ve değerlendirme sonucu davanın reddine dair verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. >>>

Hapisten Çevrilen Para Cezasısının Temyizi

Arama Puantajı:
24

Hukukçu Mustafa Yıldız

5271 sayılı Yasanın 223 ve 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddeleri ile yargısal kararlarda varılan ilkeler dikkate alındığında, 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uygulanmak suretiyle tayin edilen sonuç adli para cezasının miktarına bakılmaksızın, maddedeki “Bu hükmün uygulanması kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez” düzenlemesi uyarınca temyiz yeteneği bulunmakta ise de, benzer düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 50 veya 52. maddeleri uygulanmak suretiyle hükmolunan ve başkaca herhangi bir hak kısıtlaması doğurmayan 2000 liraya kadar (2000 lira dahil) adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri kesin nitelikte olup bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurulamaz. >>>

Yapsan İnşaat Reklamı Yapsan İnşaat Reklamı
Bu sayfa 4.9137 saniyede oluşturuldu ve saniyede yüklendi