Online-Hukuk.Org
Hüküm Kesinleştikten Sonra Aleyhe BozulamazOkunma: ay:3 toplam:233 Hükümde açık hukuka aykırılıkların bulunması da, kesin nitelikteki bir hükme temyiz edilebilirlik vasfı kazandırmaz, Yargıtay’ca denetim olanağı bulunmayan bir hükmün hukuka aykırılıklar taşıdığı gerekçesiyle temyizen incelenmesi olanaksızdır. Zira, 1412 sayılı CYUY’ nın 315. maddesi uyarınca temyiz istemi üzerine, hükmü veren mahkemece öncelikle, hük mün temyizinin olanaklı bulunup, bulunmadığı, süresinde açılmış bir temyiz davası olup, olmadığı, istemde bulunanların, buna hak ve yetkileri bulunup bulunmadığı değerlendirilerek, bu koşulların birinin eksik olduğunun saptanması halinde öncelikle temyiz isteminin reddine karar verilecektir. Yerel Mahkemece bu hususlarda yanlış bir değerlendirme yapılması veya hiç değerlendirme yapılmaması halinde ise Yargıtay’ca öncelikle bu üç husus 1412 sayılı Yasanın 317. maddesi uyarınca değerlendirilerek, temyiz koşullarının bulunup bulunmadığı saptanacak, ancak temyiz koşullarının varlığı saptandığı ahvalde temyiz incelemesi yapılacaktır. Aksi kabul hukuka aykırılık taşıyan her hükmün temyizen incelenebileceği sonucunu doğurur. Hukuk sistemi her sorunun çözümünü de kendi içinde üretmiştir. Hukuka aykırılık taşıyan bir hükümdeki yanlışlıkların olağan denetim yoluyla giderilmesi olanağının bulunmadığı durumlarda, bu aykırılıkların olağanüstü denetim yollarıyla giderilmesi mümkün olabilecektir. Somut olayda da, hükümdeki bu hukuka aykırılığın 5271 sayılı Yasanın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen yasa yararına bozma yasa yoluyla giderilmesi olanağı bulunmaktadır. Kanun yararına bozma istemi üzerine mahkûmiyet hükmü açısından aleyhe bozma yasağı nedeniyle, hükümdeki bu hukuka aykırılığa sadece işaretle yetinileceği, bunun davanın süjeleri açısından pratik bir sonuç doğurmayacağı ileri sürülebilir ise de, somut olayda aleyhe yönelen bir temyiz bulunmaması nedeniyle, olağan denetim sonucunda da aleyhe bozma yasağı bulunacağından, hükümdeki bu hukuka aykırılığa sadece işaretle yetinilebilecektir. 1- Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 142/1-f ve 168/1. maddeleri uyarınca hükmolunan 8 ay hapis cezasının aynı Kanunun 50/1-a ve 52/2. maddeleri gereğince 20,00 YTL den adli para cezasına çevrilmesi gerekirken, 8 ay hapis cezasının 10 tam gün adli para cezası olarak belirlenip daha sonra 20,00 YTL’den hesaplanması, 2- Hükümden sonra 08/02/2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, isabetsizliğinden; Daire Üyesi Haydar Erol’un, kesin nitelikteki hükümlerin ancak kesinlik sınırını aşacak şekilde suç niteliğine yönelik temyiz istemi üzerine, bununla sınırlı olarak incelenebileceği, hükümde açık hukuka aykırılık bulunmasının kesin olan hükme temyiz edilebilirlik niteliği kazandıramayacağı, hükümdeki hukuka aykırılığın yasa yararına bozma yoluyla giderilmesinin mümkün olduğu gerekçeleriyle temyiz isteminin reddi gerektiği yönündeki karşı oyu ile ve oyçokluğuyla 1412 sayılı CYUY’nın 326/son maddesi uyarınca aleyhe bozma yasağı gözetilerek bozma kararı verilmiştir. Yargıtay C.Başsavcılığınca 16.02.2009 gün ve 179664 sayı ile; 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinin 1. fıkra 1. bendi gereğince “ikimilyar liraya kadar para cezalarına (ikimilyar dahil) dair olan hükümler temyiz olunamaz”. Sanık hakkındaki hüküm 200 YTL adli para cezası olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesinin 5. fıkrasındaki “Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir” hükmü karşısında kanun yolu başvurusu bakımından sonuç cezanın dikkate alınması gerekir. Kaldı ki suç vasfına ilişkin bir temyiz bulunmayıp, eylemin başka bir suça dönüşmesi olasılığı da söz konusu değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanık hakkında yanılgılı uygulama sonucu 5237 sayılı Yasanın 142/1-f, 168/1 ve 50. maddeleri uyarınca hükmolunan 200 YTL. adli para cezasının temyizinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 1- Temyizin Amacı Temyiz yolunun amacı, bütün denetim yargılamalarında olduğu gibi, mahkemelerin son kararlarındaki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlamaktır. Bu şekilde, ülkedeki bütün mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlarken, farklı sonuçlara varmamaları da gerçekleştirilmiş olmaktadır. Hukukta güvenlik ve süreklilik, hukuksal metinlerin tanım ve yorumlarının da aynı (tek) olmasıyla, yani birlikle sağlanır. Bu da içtihatla olur. Hukuksal metinlerdeki kavramların, tanım ve yorumlarının aynı (tek) olması içtihatta birlikle sağlanır. İçtihatta birlik istendiğinden dolayıdır ki Yargıtay bir tanedir (SELÇUK, Sami., “Temyiz Yolu Açısından Ceza Yargılama Yasasının Uygulanması”, CMUK Sempozyumu, İstanbul 1999, s.29-61). İstinafın amacı “içtihat birliği” olmadığı için istinaf mahkemeleri (Bölge Adliye Mahkemeleri) birden fazla olabilir. Yargıtay, yanlış kararları bozarak, ortadan kaldırarak sonuçta ülkedeki bütün mahkemelerin aynı biçimde karar vermesini sağlamaktadır. Yani hukuksal metinlerin tanımlarının, yorumlarının ülkede tek/aynı olmasını gerekleştirmektedir. Bu nedenle, hukuk metinlerinde geçen kavramların, normların tanım ve yorumlarını sağlayan mahkeme her ülkede tektir. Daha doğrusu yargılama birliğini sağlayan Yargıtay da her ülkede tektir (TOSUN, Öztekin., Türk Suç Mahkemesi Hukuku Dersleri, Cilt II, Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1976, s.205) Temyiz yargılamasının, hukukun uygulanmasında doğruluğu ve aynılığı sağlamak görevi vardır. Temyiz yasayolunun asıl amacı olan içtihat birliği sağlanırken, somut olay adaleti de gerçekleşmektedir (KESKİN, Serap., Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Nedeni Olarak Hukuka Aykırılık, İstanbul 1997, s.24) Temyizin daha doğrusu temyiz mahkemesinin görevi/amacı; hukukun geliştirilmesi, hukuk birliğinin ve güvenirliğinin sağlanmasıdır (YÜCE, Turhan Tufan., Türk-Alman Ceza Muhakemeleri Hukukunda Kanun Yolları, s.95) Ceza Yargılaması Yasasının hüküm adını verdiği, mahkeme kararları, kural olarak hukuka aykırı olduğu iddiasıyla temyiz edilebilmektedir. Yasada, sonkarar oldukları halde, önemi az olan bazı kararların hukuka aykırı olsa bile temyiz edilemeyecekleri kuralına ayrıksı (istisnai) olarak yer verilmiştir. Bu kararlar, verildikleri anda kesin hüküm niteliğini almaktadırlar. 1412 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 305. maddesinde, temyiz edilemeyen kararların hangileri olduğu düzenlenmiştir. Buna göre; 1) Her suç hakkında ayrı ayrı olmak üzere ikimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair hükümlülük (mahkûmiyet) kararları, temyiz edilemez.
5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 50. maddesi uyarınca, özgürlüğü bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesinde asıl hükümlülük (mahkûmiyet) adli para cezasıdır (5237 sayılı TCY.50/5). 2) Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren bir suçtan dolayı verilen beraat hükümleri temyiz edilemez. 3) Ceza Yargılaması Yasası ile diğer yasalarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler, temyiz olunamaz. Ayrıca Yasada, kesin olarak verilen hükümlerin tekerrüre esas olamayacağı açıkça belirtilmiştir (1412 sayılı CYY.305/2).
Yürürlükten kaldırılan 647 sayılı Yasanın 4. maddesine göre, kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezalar para cezasına çevrildiğinde de uygulamada asıl hükümlülük (mahkûmiyet) para cezası sayılmaktaydı (647 sayılı Yasa m.4/5). Ayrıca 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde, “bu hükmün uygulanması yasayollarına başvurmada engel teşkil etmez” diye bir hükme yer verilmişti. Bu nedenle, özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına dönüştürülmesi sonucu verilen hükümlülük kararlarındaki para cezası miktarı ne olursa olsun, bu tür hükümler temyiz edilebiliyordu. 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 50. maddesinin beşinci fıkrasında, “uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası” denilmektedir. Ayrıca uygulamada, asıl hükümlülüğün, özgürlüğü bağlayıcı cezadan çevrilmiş olan “adli para cezası” olmasının, yasayollarına başvuruda engel teşkil etmeyeceğine dair bir hükme Yasada yer verilmemiştir. Bu nedenle, 5237 sayılı TCY.’nın 50. maddesine göre, özgürlüğü bağlayıcı cezadan dönüştürülmüş (çevrilmiş) adli para cezalarına ilişkin hükümlerin, 1412 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının, yürürlükte bulunan 305. maddesinin birinci fıkrasının (1) bendindeki ikimilyarlık sınırı (ikimilyar dahil) aşmıyorsa, temyiz edilemeyeceği kanısındayız (ÇINAR, Ali Rıza., Ceza Yargılamasında Temyiz Yolu, Ankara 2006, s.76). Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.12.2005 günlü kararında, özgürlüğü bağlayıcı cezadan çevrilen para cezasının temyiz edilip edilemeyeceği 647 sayılı Yasanın 4/4. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 50. maddesinin beşinci fıkrasına göre ayrı ayrı değerlendirilerek tartışılmıştır (CGK., 13.12.2005, 2005/2-134, 2005/163). Temyiz edilemeyen kararlarda hukuka aykırılık olduğunda, onların da Yargıtaya götürülmesi kesin olarak yasaklanmış değildir. Bu nedenle 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında, “olağanüstü yasayolları” bölümünde yer alan “yasa (kanun) yararına bozma” yoluyla kesin olarak verilen hükümlerin Yargıtayca incelenmesi olanağı vardır (m.309, 310). Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15.11.2005 günlü 7-105/132 sayılı kararında; kesin nitelikteki hükümlerin, suçun niteliğine (vasfına) yönelik temyiz üzerine, sınırlı biçimde olmak üzere temyiz incelemesinin yapılabileceği belirtilmiştir. Yüce Ceza Genel Kurulu’nun 15.02.1965 günlü ve 1974-44 sayılı kararında ise; “Temyiz edilebilen bir mahkûmiyetin temyiz edilemez hale gelmesi ile kamu haklarının çiğneneceği, toplumun dirlikten yoksun kalacağı, yargıç hakkında kötü inançların yerleşmesine bile yol açılacağı, bütün bunların önlenmesi gerektiği” ileri sürülmüştür. sanık savunmanının temyiz davasında da, istisnanın istisnası olarak yorumla temyiz edilebilirlik kabul edilmelidir. Ancak, bu durumda, yeniden verilecek ceza, önceden verilecek cezadan daha ağır olamayacağı, bozma kararında açıklanmalıdır (1412 sayılı CYY.m.326/son; 5271 sayılı CYY.m.307/4). Yüksek İkinci Ceza Dairesince oyçokluğuyla verilen kararda; temyiz edilebilirlik kabul edildikten sonra, verilen bozma kararında, yeniden verilecek cezada 1412 sayılı CYY.nın 326/son maddesinin gözetilmesi gerektiği de açıkça belirtilmiştir.
Bu nedenlerle, yalnızca karşı (aleyhte) temyiz istemi (davası) bulunmadığı gerekçesiyle hükmün temyiz edilebilirliğini kabul etmeyerek, itirazın kabulüne karar veren, çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.” Görüşüyle; Diğer 1 Kurul üyesi ise, Özel Daire ilamında belirtilen gerekçelerle itirazın reddi yönünde, Karşı oy kullanmışlardır. , (CGK 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43E 2009/56 K sayılı içtihadı)
|