Online-Hukuk.Org

Dava Açmak İçin Yeterli Şüphe Kafidir

Okunma: ay:122 toplam:3380

Yargıtay 2.Ceza Dairesinin 2008/10372 Esas, 2008/7629 Karar ve 29.04. 2008 tarihli kararı ışığında deliller ile şüphe arasındaki ilişkiyi ve özelliklle soruşturma evresi sonucunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet Savcısının iddianame düzenleyeceği ve suçun işlendiği hususunda yeterli şüphenin oluşup oluşmadığının takdirinin Cumhuriyet Savcısına ait olduğu gibi Cumhuriyet Savcısının kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermeye zorlanamayacağı cihetle,suçun işlendiğine dair somut ve yeterli delil bulunmadığı takdirde mahkemesince yargılama aşamasında beraat kararı verilebileceği iddianamede belirtilen eylemin suç oluşturup oluşturmadığı ve eylemin vasıflandırmasının mevcut delillerin takdir ve değerlendirilmesi suretiyle mahkemesine ait olduğu ve şüphe kavramı incelenecektir.

Yargıtay 2.Ceza Dairesinin 29.04.2008 tarihli kararına göre;Kasten yaralama suçundan şüpheli ü.K hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Maçka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.12.2007 tarihli ve 2007/336-194 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanunun 174.maddesi gereğince iadesine dair Maçka SulhCeza Mahkemesinin 08.01.2008 tarihli ve 2007/105 sayılı kararına yönelik itirazın kısmen reddine ilişkin Maçka Asliye Ceza Mahkemesinin 11.01.2008 tarihli ve 2008/1 değişik sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 04.03.2008 gün ve 2008/13849 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay C.Başsavcılığı'nın 07.04.2008 gün ve 2008/65778 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilip okundu
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede; Dosya kapsamına göre,suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçu işlediğine dair somut bir delil bulunmadığı, delil olarak 05.08.2006 tarihli tanık olarak alınan ifade esas alınmış ise de bu ifadenin tek başına yeterli delil kabul edilemeyeceği, yine tanık olarak alınan bu ifade esas alınmışsa tanık olarak ifade alındığından 5271 sayılı Kanun'daki şüpheliye ait 147. maddedeki hakların hatırlatılmaması,müdafii huzurunda ifadenin alınmaması dolayısıyla ileri aşamalarda ifadenin inkarı halinde önceki ifadeninn delil niteliğini kaybedecek olması ve iddianame de suça sürüklenen çocuğa yüklenen suçun varsa mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanmamış olması nedeniyle iddianamenin iadesine, keza itirazın bu yönlerden reddine dair karar verilmiş ise de,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesinde, iddianamede bulunması gereken hususların neler olacağının gösterildiği, aynı Kanunun 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, anılan Kanun'un 170/1 maddesi gereğince kamu davası açma görevinin Cumhuriyet Savcısında olduğu,anılan maddenin 2.fıkrasında ise soruşturma evresi sonucunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet Savcısının iddianame düzenleyeceği ve suçun işlendiği hususunda yeterli şüphenin oluşup oluşmadığının takdirinin Cumhuriyet Savcısına ait olduğu gibi Cumhuriyet Savcısının kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermeye zorlanamayacağı cihetle, suçun işlendiğine dair somut ve yeterli delil bulunmadığı takdirde mahkemesince yargılama aşamasında beraat kararı verilebileceği gözetilmeksizin,Yine mahkemece iddianamenin iade sebebi olarak gösterilen suça sürüklenen çocuğa yüklenen suçun varsa mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanmamış olması hususunun iade sebebi olamayacağı, keza dosya kapsamına göre, iddianamede belirtilen eylemin suç oluşturup oluşturmadığı ve eylemin vasıflandırmasının mevcut delillerrin takdir ve değerlendirilmesi suretiyle mahkemesine ait olacağı gözetilmeksizin, isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DüŞüNüLDü:

Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden (Maçka) Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 11.01.2008 gün ve 2008/1 D.İş. sayılı kararın 5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine 29.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.2008-2 CD-E:E:2008/10372-K:K:2008/7629-T:29.04.2008

Bu kararda;

1-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesinde, iddianamede bulunması gereken hususların neler olacağının gösterildiği, aynı Kanunun 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği,
2-Kamu davası açma görevinin Cumhuriyet Savcısında olduğu,anılan maddenin 2.fıkrasında ise soruşturma evresi sonucunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet Savcısının iddianame düzenleyeceği ve suçun işlendiği hususunda yeterli şüphenin oluşup oluşmadığının takdirinin Cumhuriyet Savcısına ait olduğu gibi Cumhuriyet Savcısının kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermeye zorlanamayacağı cihetle, suçun işlendiğine dair somut ve yeterli delil bulunmadığı takdirde mahkemesince yargılama aşamasında beraat kararı verilebileceği
3-Mahkemece iddianamenin iade sebebi olarak gösterilen suça sürüklenen çocuğa yüklenen suçun varsa mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanmamış olması hususunun iade sebebi olamayacağı, keza dosya kapsamına göre, iddianamede belirtilen eylemin suç oluşturup oluşturmadığı ve eylemin vasıflandırmasının mevcut delillerrin takdir ve değerlendirilmesi suretiyle mahkemesine ait olacağı öne çıkarılmış bulunmaktadır.

Biz bu karar da öne çıkan şüphe kavramı ve delil ilişkisine kısaca değineceğiz.
CMK da Şüphe kavramı 
üzerinde ısrarla durulmasının ve kanuna alınmasının temelinde “masuniyet karinesi”ni bulabiliriz. Pozitif hukuktaki tüm ulusal ve ulusalüstü metinler ceza muhakemesini bu kaide üzerine bina etmişlerdir.Kamu adına bir kişiyi suçlamaya yetkili makamın “yasallık sistemi”(kamu davasının mecburiliği sistemi de diyebiliriz) içerisinde hareket etmek zorunda olduğu ülkelerde şüphe kavramı özel bir önem kazanır.Zira şüphe ile başlayan sürecin sonunda dava açmaya yeter derecede delil toplanması halinde kamu adına hareket eden görevli muhakemenin başlatılması için bir dava ikame etmek zorunda kalacaktır.Gerçekten;
CMK.m.170/2 uyarınca soruşturma evresi sonunda toplanan deliller,suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyecektir. Bu hükümle “suç şüphesi” ile “delil kavramı” arasındaki ilişki vurgulanarak suçun işlendiği hususundaki şüphenin, delillere dayanması aranmıştır. Esasen delile dayanan bir suç şüphesi olmadan hiçbir ceza muhakemesi işlemine başvurulamayacağı açıktır.(1)
“Şüphe” kavramı sözlükte; “kuşku, kuruntu, belleğin çeşitli alternatifler arasında seçme yapma konusunda tereddüt etmesi, hangisinin doğru olduğunu kestirememesi”, “bir şeyin olup olmadığı hakkında tereddüde düşme” anlamlarına gelmektedir.
Ceza muhakemesinde soruşturma, failin suç teşkil eden bir hareketi yapıp yapmadığı konusundaki “şüphe” ile başlamakta, bu şüphe belirli bir ağırlığa ulaştığında kovuşturmaya geçilmekte, şüphenin yerine bellilik, kesinlik geldiğinde ise, muhakeme sona ermektedir.

Ceza muhakemesinde şüpheyi,
1-Basit,
2-Makul,
3-Yeterli ve kuvvetli şüphe olmak üzere üç derecesinden bahsedilebiliriz.

YENİSEY de “şüphe”yi derecelendirirken; “makul şüphe”, “umma”, “zehap”, “isnad”, “yeterli şüphe”, “kuvvetli şüphe” ifadelerine yer vermektedir.Bu derecelendirmenin Yargıtay tarafından da kullanıldığını görmekteyiz. YENİSEY’e göre, makul şüphe, “Hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir.” “Makul şüphe” daha ziyade arama işleminin yapılmasında gündeme gelmektedir. Aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin davranışları, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutularak somut olayda ‘makul şüphe’ olup olmadığı, arama sırasında kolluk memuru tarafından, sonradan da hakim tarafından takdir edilecektir. Bu tanımlamadan YENİSEY’in “umma” ile “makul şüphe”yi eşanlamlı olarak kullandığını da anlamaktayız. Her somut olayın şartlarına göre belirlenecek de olsa, kolluk kuvvetlerinin “makul şüphe”nin takdirinde yapacakları hata, elde edilen delili “hukuka aykırı delil” statüsüne düşürebilecektir.(2)
Makul şüphenin bir dava ikamesi için yeterli olmadığını ifade eden YENİSEY bunun için “yeterli şüphe”nin var olması gerektiğini söylemektedir. Vakıa, Ceza Muhakemeleri Kanunu da, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmünü vaz’ etmekle bu görüşe destek vermektedir. Buna rağmen “yeterli şüphe” ifadesinden anlaşılan şey her ülke için aynı değildir. Uygulanan sisteme ve toplumsal algılayışa göre bu ifadenin karşılığı değişiklik göstermektedir. Bu cümleden olmak üzere, toplanan delillerin şüphelinin mahkumiyetine yeteceği %90 ihtimalle beliriyorsa bu düzeyde bir şüphe “yeterli şüphe”dir diyen Alman ekolünün yanında bu oranı %50 olarak telaffuz eden İngiliz ekolünü de görmekteyiz. Japonya’da ise bu oran %99 ile ifade edilmektedir.
Şüphe; soruşturmanın başında, soruşturma makamının delillere ve vakıalara dayanan bir tahminidir. CMK.m.160/1’de “.. bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez..” denilerek, suç işlendiği şüphesini (izlenimini) doğuran olguların varlığına işaret edilmiştir. Burada söz konusu olan “basit” ya da “başlangıç” şüphesidir. Basit şüphe, şüphenin en hafif derecesidir. Kriminalistik biliminin verilerine göre, fiilin soruşturulabilir bir nitelik arz etmesi halinde, “basit şüphe”nin varlığından söz edilir. Basit şüphe halinde belli ve yaşanmış somut olguların suç işlendiği yolunda bir şüphe ortaya koyması gerekmektedir. Olaylara dayanmayan ve sadece basit bir tahminden ibaret bulunan ya da akla ve mantığa aykırı olan (gölgemi çaldılar şeklindeki bir ihbarda olduğu gibi) iddialarda basit şüphenin varlığından söz edilemez. Basit şüphenin varlığı için delillerin en azından belirti (emare) niteliğinde olması gerekir. Aksi takdirde, soruşturma makamlarının keyfi davranışlarına imk�n sağlanmış olacağı gibi, asılsız ve mesnetsiz isnatlarla masum kimselerin rahatsız edilmesine sebebiyet verilir.
Şüpheli veya sanıkla ilgili aramayı düzenleyen CMK.’nın 116 ncı maddesinde “yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa ... aranabilir” denilmek suretiyle, “makul şüphe” kavramına işaret edilmiştir. 01.06.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Adli ve önleme Aramaları Yönetmeliği’nin” 6 ncı maddesinde “makul şüphe”nin tarifine yer verilmiştir. Buna göre; makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir. Makul şüphenin belirlenmesinde aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutulur. Makul şüphede, ihbar veya şik�yeti destekleyen emarelerin var olması gerektiği gibi, şüphenin somut olgulara dayanması da şarttır. Ayrıca arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır (Arama Y.m.6).
iddianamenin unsuru olan “yeterli şüphe” kavramını ele alacak olursak; eldeki delillere nazaran, yapılacak muhakemede sanığın mahk�m olma ihtimali beraat etmesi ihtimalinden daha kuvvetli ise şüphenin bu derecesinden söz edilir. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, suçun işlendiği hususundaki yeterli şüphe, delillere dayanmalıdır. Yapılan soruşturma sonucunda işlendiği iddia olunan suçun kanıtlanması ihtimali zayıfsa iddianame düzenlenmez.İddianamenin düzenlenmesi için “belli oluş” değil, “yeterli şüphe” arandığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi bu aşamada geçerli değildir.


Son olarak mevcut delillere göre, yapılacak muhakeme sonunda sanığın mahk�m olma ihtimali kuvvetle muhtemel ise “kuvvetli şüphe”den söz edilir.Şüphe üzerine yapılan bu derecelendirmede üst noktayı “kuvvetli şüphe” oluşturmaktadır.Dava ikamesinden ayrı olarak suçun niteliğine göre hürriyeti kısıtlayıcı bir tedbirin de uygulanma ihtimaline binaen adli makamların arayacağı oranın %90’ın da üzerinde olması gerektiği doktrinde kabul görmüş haldedir. Bu oranların açılan dava sayısı ile verilen mahkumiyet sayısının kıyaslanması ile kolaylıkla kontrol edilebileceği izahtan varestedir. Dava sayısı ve mahkumiyet kararı oranı %50’yi geçmiyorsa davaların en azından “yeterli şüphe” olmadan açıldığının kabul edilmesi elzem hale gelmektedir.
Kanunumuz pek çok koruma tedbirine müracaat için kuvvetli şüphenin varlığını aramıştır. örneğin, tutuklama (m.100), taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma (m.128), şirket yönetimi için kayyım tayini (m.133), iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması (m.135). Tanımından da anlaşılacağı üzere, kuvvetli şüphe, iddianame tanzimi için aranan yeterli şüpheye göre, suçun işlendiği hususunda daha yoğun bir şüphe derecesini ifade etmektedir.
Koruma tedbirleri ile henüz hakkında kesin bir yargı kararı olmadan kişi dokunulmazlığı, özel hayatı gibi temel özgürlükleri sınırlanan şüpheli veya sanık açısından, “suçu işlediği hususunda kuvvetli şüphenin” aranması önemli bir güvencedir. Kuvvetli şüphe, koruma tedbirinin (örneğin, tutuklama) talep edildiği ana kadar yapılan soruşturma ile elde edilen bilgilerin ışığında, kişinin, fail ya da suç ortağı olarak bir suçu işlediği konusunda büyük bir ihtimal görülmesi demektir. Burada koruma tedbiri talep edilinceye kadar toplanmış olan deliller esas alınacaktır. Bu açıdan takdir için olayın tamamının veyahut sanığın sorumluluğunun açıklığa kavuşmuş olması gerekmediği gibi; hüküm için gerekli olduğu oranda suçun unsurlarının gerçekleşmiş olduğunun tespiti de aranmaz.

 

Yargıtay 9.Ceza Dairesinin  17.07.2008 tarihli ve 2007/10357E, 2008/9152 K sayılı içitihadına göre,  Cumhuriyet savcısı, tahkikat safahatı sonunda, yeterli şüphe buluyorsa bir iddianama tanzim  eder.Buna iddianamede gösterilen delillerle kovuşturma safahatında ibraz edilecek deliller birlikte değerlendirilerek birkarar verilir(YKD Kasım 2008)







__________________________________________________________________________________
1-E-Akademi.org. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Kamu Davasının Açılması,iddianamenin unsurları ve iadesi. Yrd. Doç. Dr. A. Caner YENİDüNYA
2-http://www.hukukcular.org.tr.Ceza Muhakemelerinde Şüphe Kavramı üzerine Bir Deneme.Av.Yasin Şamlı



".................."biçimindeki sözlerine ilişkin olarak davanın açılmasını sağlayacak olan son soruşturmanın açılmasını kararını vermek için yeterli şüphenin bulunduğu, delilleri değerlendirme, tartışma ve suçu nitelemenin ve kastının saptanmasının yargılamayı yapacak mahkemenin görevi olduğu; nitekim Cumhuriyet  savcısının dava açma görevini düzenleyen 5271 sayılı CYY'nın 170. maddesi hükmüne göre, suçun işlendiği hususunda "yeterli delil " değil, daha geniş anlamlı bir kavram olan " yeterli şüphe " bulunmasının, savcının dava açan iddianameyi düzenlemesi için gerekli bir neden ve zorunlu koşul olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda şüpheli hakkında dava açılması kararı verilerek yapılacak yargılama sırasında şüphelinin lehine ve aleyhine tüm delillerin görevli mahkemesince tartışılması hukuken isabetli olacaktır. (4.CD  09.10.2007 tarili Esas No:2007/7331 Karar No:2007/7906 sayılı kararı)

 


 

Hukukçu Mehmet Terzioğlu

Yorumlar

Bu yazıyı ilk olarak siz yorumlayın.

Arkadaşına gönder

Adınız :
Mail adresiniz :
Arkadaşınızı Adı :
Arkadaşınızın maili :
Eklemek İstediğiniz :  

* Yukarıdaki alanların tümü doldurulmalıdır.

* Formu son bir kez kontrol ettiğiniz için Teşekkür ederiz.

Yorumla

Adı, Soyadı :
Mail :
Yorumunuz :  

* Yukarıdaki alanların tümü doldurulmalıdır.

* Formu son bir kez kontrol ettiğiniz için Teşekkür ederiz.

* Yorumunuz kontrol edildikten sonra yayımlanacaktır.

Yapsan İnşaat Reklamı Yapsan İnşaat Reklamı
Bu sayfa 0.7168 saniyede oluşturuldu ve saniyede yüklendi