Online-Hukuk.Org

Adli Sicil Arşiv Kararlarının Silinmesi Kararlarının Hukuki Vasfı

Okunma: ay:262 toplam:1382

Adli sicil arşiv kararının silinmesine ilişkin mahkeme kararları, aleyhe sonuç doğurabilecek şekilde, kanun yararına bozma yapılabilir.

1-)Mahkumiyet bilgisinin adli sicilden silinmesine ilişkin  mahkeme kararı, ilgilinin  aleyhine  hukuki sonuç doğurabilecek şekilde  kanunu yararına bozulabilir.Bu durumda, mahkemece yeniden yargılama yapılıp karar verilmesi gerekir.(CGK. 10.10.1009   tarihli ve  2006/8-186E, 2006/2009 K sayılı kararı, YKD Eylül 2009, Müstenidatı Muş Asliye Ceza Mahkemesinin  12.07.2005 tarihli ve 189. Müt sayılı Kararı)

Özet
Ateşli silah tasıma veya bulundurma suçuna ilişkin mahkumiyet bilgileri, adli sicil arşivinden silinemez.
Mahkumiyet bilgisinin adli sicil arşivinden silinmesine ilişkin mahkeme kararı, ilgili aleyhine sonuç doğurabilecek biçimde yasa yararına bozulabilir. Bu durumda, mahkemece yeniden yargılama yapılıp, karar verilmelidir.

6136 s. Yasa m. 7,13/1
5271 s. Yasa m. 223,309/4
5352 s. Yasa m. 4,9

Talep sahibi Sabri'nin isteği üzerine (Muş Asliye Ceza Mahkemesi) 12.07.2005 gün ve 189 Müt. sayı ile; "Sabri'nin Muş Asliye Ceza Mahkemesinin 16.06.1999 gün ve 244-546 sayılı ilamı ile 6136 sayılı Yasa'ya aykırılık suçundan dolayı anılan Yasa'nın 13/1, 647 sayılı Yasa'nın 4 ve 765 sayılı TCY'nin 72. maddesi uyarınca 4.266.666 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin olan ve 29.09.1999 tarihinde infaz edilmiş bulunan mahkumiyetin infazından sonra 5352 sayılı Yasa'nın geçici 2/2 ve 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8. maddesinde öngörülen sürenin geçmesi ve arşivden silinme koşullarının oluşması nedeniyle, bu mahkumiyete ilişkin bilgilerin 5352 sayılı Yasa'nın geçici 2/2. maddesi gereğince adli sicil arşiv kaydından çıkartılmasına" karar vermiştir.
Adalet Bakan ı'nın yasa yararına istemde bulunması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi 01.05.2006 gün ve 2946-3913 sayı ile;
" Tüm dosya kapsamına göre; 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun geçici 2. maddesi nBu Kanun'un yürüdüğe girdiği tarihte, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdüriüğü'nce toplanmış olsun veya olmasın, suç tarihi itibariyle bu Kanun'un yürürlük tarihinden önceki kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanuna göre süre yönünden koşulu oluşanlar silinir, diğer kayıtlar için bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. Anayasa'nın 76. maddesi ile özel hükümler saklıdır. Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun'un 8. maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak, Anayasa'nın 75. maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkumiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın veya Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdüriüğü'nün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer Asliye Ceza Mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir." hükmü uyarınca, hangi hallerde kaydının arşivden silinmesi gerektiği, bu hususun 6136 sayılı Kanun'un 7. maddesi "... affa uğramış olsalar bile..." ibaresi karşısında ve 5352 sayılı Kanun'un 10 ve 12. maddelerine ay kın şekilde adli sicil kaydının silinmesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan karann bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdüriüğü'nün 15.02.2006gün ve 5633 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay CBaşsavcı/ığı'ndan 29.03.2006 gün ve KYB/2006-31453 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 10. maddesine istinaden istenildiğinde verilmek üzere arşiv kaydına alınan adı geçene ait hükme konu sabıka kaydının, 6136 sayılı Yasa'nın 7/son madde ve fıkrası gözetilerek, 5352 sayılı Yasa'nın 12. maddesi hükmüne aykın şekilde arşiv kaydının silinmesine karar verilmesi,
Yasaya ayk ın, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdüriüğü'nün kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 29.03.2006 gün ve 2006/31453 sayılı ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görülmekle, Muş Asliye Ceza Mahkemesi'nin 12.07.2005 gün ve 2005/189 müteferrik sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca, alevhe tesir etmemek üzere bozulmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay CBaşsavcılığı'na tevdiine" karar vermiştir.
Yargıtay CBaşsavcılığı ise, 21.06.2006 gün ve 31453 sayı ile; "6136 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin son fıkrasında " Ateşli silahla işlenen cürümlerden hükümlü bulunanlar ile taksirli suçlar hariç olmak üzere bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıa cezaya mahkum olanlara; affa uğramış olsalar bile hiçbir suretle ateşli silah taşıma ve bulundurma izni verilemeyeceğinin" öngörüldüğünü, silah taşıma veya bulundurma izninin verilmesini engelleyecek olan mahkumiyetin, ateşli silahla işlenen bir mahkumiyet olduğunu, salt ruhsatsız silah taşıma veya bulundurma suçuna ilişkin bir mahkumiyetin, silah taşıma veya bulundurma izni verilmesini engelleyen bir suç olarak kabul edilmediğini, öte yandan, ruhsatsız silah taşıma suçunun, Anayasa'nın 76. maddesi ile diğer bazı özel yasalarda belirtilen bir kısım haklan kullanma konusunda bir sınırlama nedeni olarak da öngörülmediğini, dolayısıyla Sabri'nin ruhsatsız silah taşıma suçundan aldığı mahkumiyete ilişkin bilgilerin arşiv kaydından silinmesine karar verilmesinin isabetli bulunduğunu, ayrıca kabule göre de, yerel mahkeme kararının davanın esasını çözümleyen kararlardan olmaması karşısında, CYUY'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendine uygun bulunduğunu, aynı maddenin (b) ve (c) bentierinde belirtilen' aleyhe sonuç doğurmama' ilkesinin burada uygulanamayacağını" belirterek itiraz etmiş,
1) Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yasa yararına bozma isteminin reddine,
2)Kabule göre ise; Özel Daire bozma kararından "aleyhe tesir etmemek üzere" ibaresinin çıkartılmasına ve "dosyanın müteakip işlemlerin yapılması ig'n mahalline gönderilmesine" karar verilmesini istemiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.
İncelenen olayda;
Sabri, 10.07.1998 tarihinde i şlediği ruhsatsız silah taşıma suçundan dolayı Muş Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16.06.1999 gün ve 244-546 sayılı ilamıyla, 6136 sayılı Yasa'nın 13/1, TCY'nin 59 ve 647 sayılı Yasa'nın 4. maddesi uyarınca 4.266.666 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmış, kesinleşen bu ceza 14.12.1999 tarihinde yerine getirilmiştir.
Bilahare ilgilinin istemi üzerine yerel mahkeme, gerekli koşulların oluştuğunu belirterek, 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın geçici 2/2. maddesi uyarınca ilgilinin bu mahkumiyetine ilişkin arşiv kaydının silinmesine karar vermiştir.
Adalet Bakanı'nın yasa yararına bozma isteminde bulunması üzerine Özel Daire, 6136 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin, silah ruhsatı verilmesine engel mahkumiyetleri düzenleyen son fıkrasında "affa uğramış olsalar bile" ibaresinin bulunması nedeniyle, ateşli silahlarla işlenen suçların kaydının arşivden çıkartılmasına yasal olanak bulunmadığını belirterek yerel mahkeme kararını aleyhe tesir etmemek üzere yasa yararına bozmuştur.
Yargıtay GBaşsavcılığı ise, ruhsatsız silah taşıma veya bulundurma suçunun, 6136 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin son fıkrasında belirtilen ve "affa uğramış olsa bile" silah taşıma ruhsatı verilmesine engel suçlardan olmaması ve yine bu suçun Anayasa'nın 76. maddesi ile diğer bazı özel yasalarda gösterilen bir kısım hakları kullanma konusunda sınırlama nedeni olarak ön-görülmemesi karşısında, bu suça ilişkin mahkumiyet bilgilerinin adli sicil arşivinden silinmesine dair yerel mahkeme kararının isabetli bulunduğunu, kabule göre de; yerel mahkeme kararının davanın esasını çözen kararlardan olmaması nedeniyle, CYY'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde belirtilen "aleyhe sonuç doğurmama" ilkesinin uygulanması olanağının bulunmadığını belirterek itiraz etmiştir.
Görüleceği üzere çözümü gereken uyuşmazlıklar;
1-) Ruhsatsız silah taşıma suçuna ilişkin mahkumiyet bilgilerinin, adli sicil arşivinden silinmesinin mümkün olup olmadığı,
2-) Kabule göre de; adli sicil bilgilerinin arşivden silinmesine dair kararın aleyhe sonuç doğurabilecek biçimde yasa yaranna bozulmasının mümkün olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümüne dayanak tutulacak yasal düzenlemeler şöyledir;
1-) 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 4. maddesinde, adli sicile kaydedilecek bilgiler gösterilmiş, 9. maddesinde ise, adli sicil bilgilerinin silinmesi ve bunların arşiv kaydına alınması düzenlenmiştir. Buna göre, adli sicil bilgileri; cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması, ceza mahkumiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık, ceza zamanaşımının gerçekleşmesi ya da genel af halinde Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nce silinerek arşiv kaydına alınacaktır. Görüleceği üzere, adli sicil kaydının silinip, bilgilerin arşive alınması için infazın tamamlanması yeterli kabul edilmiştir.
Yasa'nın 14. maddesine göre, arşiv kaydındaki bilgilerin silinmesi ile ilgili kararlar, üç hakimden oluşan bir komisyon tarafından alınacaktır. 12. maddeye göre arşiv bilgileri ancak, ilgilinin ölümü veya kaydın girildiği tarihten itibaren seksen yılın geçmesi yahut fiilin yasayla suç olmaktan çıkartılması üzerine ya da yasa yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin kararların kesinleşmesi üzerine silinebilecektir.
Açıklandığı üzere; yeni adli sicil sisteminde, yasanın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenen suçlara ilişkin mahkumiyet bilgilerinin adli sicilden ve arşiv kaydından silinmesi hususunda mahkemeler yetkili kılınmamıştır. Ancak, önceki ve sonraki yasaların düzenlemeleri farklı bulunduğundan, 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlara dair mahkumiyet bilgilerinin adli sicilden silinmesi ve arşivden çıkartılması ayn bir maddede düzenlenmiştir.
5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesinde;
*(1) Bu Kanunun Yürürlüğe girdiği tarihte, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nce toplanmış olsun veya olmasın, suç tarihi itibarıyla bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanuna göre süre yönünden si/inme koşu/u oluşanlar silinir; diğer kayıtlar için bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. Anayasa'nın 76. maddesi ile özel kanun hükümleri saklıdır.
(2) Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun'un 8. maddesinde öngörülen süre/erin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak, Anayasa'nın 76. maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkumiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin, Cumhuriyet Başsavcılığının veya Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir." denilmektedir.
Ge çici 2. maddenin 2. fıkrasındaki düzenlemeye göre, 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlara ilişkin bilgilerden adli sicil arşivine alınanların silinmesine karar verme yetkisi münhasıran mahkemeye aittir. Bu hükme göre mahkemeler, 3682 sayılı Yasa'nın 8. maddesinde öngörülen süreler dolmuşsa veya ertelenmiş hükmün esasen vaki olmamış sayılması koşullan oluşmuşsa, adli sicil bilgilerinin arşivden silinmesine karar verebilecektir.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın milletvekili seçilme yeterliliğini düzenleyen 76. maddesinin ikinci fıkrasında, "taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmi ihale ve alım sabmlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlardın, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemeyecekleri hükme bağlanmıştır.
Bunun gibi çeşitli özel yasalarda,
Örneğin; 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nın 48., 2802 sayılı Hakimler ve Savalar Yasası'nın 8/h, 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 5/a, 1512 sayılı Noterlik Yasası'nın 7., 7397 sayılı Sigorta Murakabe Yasası'nın 2/b, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Yasası'nın 4/d, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Yasa'nın 10/d maddelerinde, affa uğramış olsa bile, belirli suçlardan mahkumiyet, bazı görevlere getirilmeye ve bir kısım haklan kullanmaya engel olarak kabul edilmiştir.
Yine, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Yasa'nın, ateşli silah taşıma ve bulundurma yetkisine sahip olanlarla ilgili düzenleme içeren 7. maddesinin 4534 sayılı Yasa ile değişik son fıkrasında da; "Ateşli silahla işlenen cürümlerden hükümlü bulunanlar ile taksirli suçlar hariç olmak üzere bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezava mahkum olanlara: affa uğramış olsalar bile hiçbir suretle ateşli silah taşıma ve bulundurma izni verilemez." denilmektedir. Özel yasalarda yer alan bu hükümler nedeniyle, bu mahkumiyetlerin adli sicil arşivinde muhafazası ve istenildiğinde ilgili kurumlara bildirilmesi gerekmektedir.
İşte bu nedenledir ki, 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesinde, Anayasa'nın 76. maddesinde veya bazı özel yasalarda sayılan ve "affa uğramış olsa dahi" bazı görevleri üstlenmeyi veya bazı hakları kullanmayı engelleyen suç ve mahkumiyetlerin adli sicil arşivinden silinemeyecekleri kabul edilmiştir.
Somut olayda;
Sabri'nin ruhsatsız silah taşıma suçundan aldığı adli para cezasının yerine getirilme tarihinden bu yana, adli sicildeki sabıka kaydının siiinebilmesi bakımından 3682 sayılı Yasa'nın 8. maddesinde öngörülen sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Bu mahkumiyet Anayasa'nın 76. maddesinde ve diğer bazı yasalarda hakları kısıtlayıcı nitelikte olduğu kabul edilen mahkumiyetlerden de değildir. Ancak ne var ki; bu mahkumiyetin 6136 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin, silah ruhsatı alınmasına engel mahkumiyetleri gösteren son fıkrasında belirtilen türde bir mahkumiyet olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.
An ılan fıkrada; affa uğramış olsa dahi "ateşli silahla işlenen cürümlerden hükümlü bulunma" keyfiyeti, affa uğramış olsa dahi ateşli silah taşıma ve bulundurma izni verilmesini engelleyen bir hal olarak düzenlenmiştir. Ateşli silahın araç olarak kullanması suretiyle işlenen herhangi bir suçun, örneğin; silahla yaralama veya silahla tehdit gibi suçlardan hükümlü bulunmanın bu fıkra kapsamına girdiğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak, ateşli silahı başka bir suçta kullanmaksızın salt ruhsatsız taşıyan veya bulunduran kişinin bu suça ilişkin mahkumiyeti de anılan fıkra kapsamında değerlendirilmeli ve silah ruhsatı verilmesine engel bir hal olarak nitelendirilmeli midir Bu sorunun sağlıklı biçimde yanıtlanabilmesi ve metnin doğru yorumlanabilmesi için metnin yasalaşma süreci gözden geçirilmeli, yasa koyucunun bu düzenlemedeki esas amacı dikkate alınmalıdır.
10.07.1953 tarih ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Yasa'ya İlişkin Hükümet Tasarısı'nın, aşamalarda diğer bazı maddelerle birleştirilip değiştirilerek nihayetinde 7. madde olarak yasalaşan 10. maddesi:
'"Ateşli silah taşımak müsaadesini haiz olanlar bu silahları resmi ruhsatı haiz olanlardan başkalarına satamayacaklan gibi, muvakkaten de olsa başkalanna veremezler.
Bu silahlarla suç işlendiği takdirde izin kağıtları alınır ve kendilerine bir daha silah taşıma izni verilmez." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemenin amacı madde gerekçesinde; "...Bu silahlarla bir suç işlendiği takdirde, suçun cezası ayrıca tayin edilmekle beraber, verilen müsaadenin geri alınması ve bu gibi kimselere bir daha silah taşıma müsaadesi verilmemesi gerekmektedir." denilerek açıklanmıştır.
Bilahare Tasarı'nın 10. maddesi İçişleri Komisyonu'nda kısmen değiştirilerek 8. madde olarak kabul edilip düzenlenmiş olup, bu metinde; "İz/n vesikasını haiz bir kimsenin kendi silahı ile suç işlemesi veya ihmal veya kusuru neticesinde başkalarının eline geçen bu silahla suç işlenmesi hallerinde izin vesikası geri alınır ve bir daha bu kimseye izin vesikası verilmez." hükmü bulunmaktadır.
Bu metin de Geçici Adalet Komisyonu tarafından değiştirilerek 9. maddenin 2. fıkrasına alınmış ve Genel Kurul'a sunulmuştur. Bu metinde; "Silah taşıma ruhsatını haiz olan kimsenin bu silahla suç işlemesi veya silahın muhafazasındaki ihmal ve kusuru neticesi başka/an tarafından bir suç işlenmesi veya intihar ve intihara teşebbüs edilmesi hallerinde silah vesikası geriye alınır ve bir daha silah taşıma izni verilmez" denilmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan görüşmeler sırasında tekrar gözden geçirilmesi gerektiği ileri sürülüp, yeniden Geçici Adalet Komisyonu'na gönderilen bu metin, diğer bazı maddelerle birlikte tadilata uğramış ve 7. madde olarak düzenlenip bu haliyle yasalaşmıştır. Maddenin 3. fıkrasında; " Ateşli silahla işlenen cürümlerden biri ile mahkum olanlara hiçbir suretle ateşli silah taşıma veya bulundurma izni verilemez." kuralı bulunmaktadır.
Sonraki süreçte, 23.06.1981 tarih ve 2478 sayılı, yine 23.02.2000 tarih ve 4534 sayılı Yasalarla 6136 sayılı Yasa'nın 7. maddesinde değişiklik yapılmış ve sözü edilen hüküm, maddenin son fıkrası olarak bugünkü şeklini almıştır.
G örüleceği üzere, yasalaşma sürecinin başında, sadece ruhsatlı silahı ile suç işleyenlerin veya ruhsatlı silahının başkalarının eline geçmesini önleyecek tedbirleri almayıp bunlarla suç işlenmesine neden olanların ruhsatlarının geri alınması amaçlanmışken, süreç içinde yapılan değişikliklerle kapsam genişletilmiş, gerek ateşli silah kullanılarak işlenen bir başka cürümden mahkum
olunması, gerekse ruhsatsız silahın bizatihi taşınması veya bulundurulması nedeniyle bu suçtan hüküm giyilmesi, bu cezalar affa uğramış olsa bile, silah ruhsatı verilmesini engelleyen haller olarak düzenlenmiştir.
Nitekim Danıştay Onuncu Dairesi de; 24.04.2000 gün ve 775-1840 sayılı kararında benzer bir yorumla, ruhsatsız ateşli silah bulundurma suçuna ilişkin mahkumiyeti, ateşli silahla işlenen suçtan mahkumiyet olarak değerlendirmiş ve affa uğramış olsa dahi böyle bir mahkumiyetin ateşli silah ruhsatı alınmasını engellediğini belirtmiştir.
Bu durumda, ateşli silah taşıma veya bulundurma suçuna ilişkin mahkumiyet bilgilerinin adli sicil arşivinden silinmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla yerel mahkeme kararının yasa yararına bozulması yerindedir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu yöne ilişen kısmı isabetli bulunmamıştır.
2-) Yargıtay CBaşsavcılığı'nın itiraz yazısında belirtilen diğer nedene gelince;
Bir karar veya Hükmün yasa yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay'ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı CYY'nin 309. maddesinde sıralı ve ayına biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, yasa yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, "karar" ve "hüküm" ayrımı gözetilmiş, aynca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veyAçözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Hiç kuşku yoktur ki, yargılamanın değişik aşama ve evrelerinde gerek hakimlik makamı, gerekse mahkemeler tarafından değişik nitelikte kararlar verilmektedir. CYY'nin 223. maddesinde, bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; ^mahkumiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararlar", birer hükümdür. Yine "ad// yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararlan"'da yasa yolu bakımından hüküm sayılır. Bunlardan mahkumiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hük-medilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen
nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir mutabakat bulunmaktadır. (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, 2005, s. 624; Nurullah Kunter-Feridun Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku Özet Kitap, 2005, s. 519; Veli Özer Özbek, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, 2005, s. 1186)
03.06.1936 gün ve 9-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; zamanaşımı, genel af ve davadan vazgeçme gibi düşme nedenlerinden birine dayanılarak verilen mahkeme kararlarının da davanın esasını çözümleyen ve suçlular hakkında kazanılmış hak sağlayan kararlardan olduğu vurgulanmıştır.
Öte yandan, adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararlarının, yasa yolu bakımından hüküm sayılmakla birlikte, davanın esasını çözen nitelikteki kararlardan olmadığı açıktır. Ayrıca, CYY'nin 223. maddesinde sayılan hüküm çeşitleri arasında yer almayan "durma kararlan" da davanın esasını çözen kararlardan değildir.
Bu Açıklamalar ışığında, CYY'nin yasa yararına bozmayı düzenleyen 309. maddesinde öngörülen sistematiği incelendiğinde;
Şayet yasa yararına bozulan hüküm bir mahkumiyet hükmü ise ve bozma nedeni de mahkumiyet hükmünün, davanın esasını çözmeyen yönüne yahut savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, bu durumda hükmü veren mahkemece yeniden yargılama yapılarak hüküm verilecektir. Örneğin; hakimin reddi istemi karara bağlanmadan hüküm verilmesi veya müdafi tayininin zorunlu bulunduğu hallerde sanığa müdafi atanmadan yargılama yapılıp bitirilmesi gibi hukuka aykırılıklar nedeniyle mahkumiyet hükmü yasa yararına bozulduğunda yerel mahkemede yeniden yargılama yapılacaktır. Ancak bu hükümde verilecek ceza, CYY'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca, önceki hükümde belirlenen cezadan daha ağır olamayacaktır.
Mahkumiyet h ükmü, sayılan ayrıksı haller dışında, cezanın kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektiren diğer hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulmuşsa, bu durumda hükmü veren mahkemede yeniden yargılama yapılmayacak, CYY'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca cezanın kaldırılmasına veya daha hafif cezaya Yargıtay'ca hükmedilecektir.
Bozma aleyhe ise, bu durumda sadece hükmün yasa yararına bozulması ile yetinilecek, yeniden yargılama yapılması söz konusu olmayacaktır.
Yasa yararına bozulan hüküm, mahkumiyet dışında ve davanın esasını çözer nitelikte diğer bir hükümse ve örneğin; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın düşmesi hükümlerinden biri ise, anılan maddenin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca verilen bozma kararı aleyhte sonuç doğurmayacak ve yeniden yargılama yapılamayacaktır.
Hüküm çeşitlerinden sayılmakla birlikte, esası çözmeyen adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları ile hüküm niteliğinde olmayan yargılamanın durmasına dair kararlar ve diğer hakimlik veya mahkeme kararları CYY'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca yasa yararına bozulduğunda, kararı veren hakimlik makamı veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma yapılacak, bu kabil kararların yasa yararına bozulmasının ilgililer aleyhine sonuç doğurmayacağı yolunda bir kurala yasada yer verilmemesi nedeniyle, bu hususa bakılmaksızın yeni bir karar verilecektir.
Somut olayda, yerel mahkemenin istem sahibi Sabri'nin mahkumiyet bilgilerinin adli sicil arşivinden silinmesine ilişkin kararı, 5271 sayılı CYY'nin 223. maddesinde yazılı hüküm türlerine dahil bulunmamakta, niteliği ve hasıl ettiği etki ve neticeleri itibariyle de infaz hukukuyla ilişkili bir mahiyet taşımaktadır. Bu itibarla, Yasa'nın 309/4-a maddesi kapsamında değerlendiri-lemeyecek böyle bir kararın yasa yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurması mümkündür. Ayrıca kararı veren mahkemece bozma doğrultusunda yeniden bir karar verilmesi de zorunludur. Bu değerlendirmeler ışığında; Yargıtay C.Başsavcılığı'nın anılan hususa ilişen itirazının kabulü ile, Özel Daire bozma kararından, "aleyhe sonuç doğurmamak üzere" ibaresinin çıkartılmasına, yerel mahkemece yasa yararına bozma kararı doğrultusunda yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C.Başsavcılığı'nın;
a) Yerel mahkeme kararının yasa yararına bozulmaması gerektiğine yönelen itirazının REDDİNE,
b) CYY'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde belirtilen "aleyhe sonuç doğurmama" ilkesinin somut olayda geçerli bulunmadığına ilişen itirazının KABULÜNE,
3) Yerel mahkeme Hükmünün yasa yararına bozulmasına ilişkin Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi'nin 01.05.2006 gün ve 2946-3913 sayılı ilamından, *alevhe tesir etmemek üzere" ibaresinin çıkartılmasına,
4) Muş Asliye Ceza Mahkemesi'nce yeniden yargılama yapılarak bozma doğrultusunda karar verilmesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na TEVDİİNE,(CGK 10.10.2006 tarihli ve E:2006/8-186  K:2006/209  künyeli içtihadı)

Hukukçu Mehmet Antalyalı

Yorumlar

Bu yazıyı ilk olarak siz yorumlayın.

Arkadaşına gönder

Adınız :
Mail adresiniz :
Arkadaşınızı Adı :
Arkadaşınızın maili :
Eklemek İstediğiniz :  

* Yukarıdaki alanların tümü doldurulmalıdır.

* Formu son bir kez kontrol ettiğiniz için Teşekkür ederiz.

Yorumla

Adı, Soyadı :
Mail :
Yorumunuz :  

* Yukarıdaki alanların tümü doldurulmalıdır.

* Formu son bir kez kontrol ettiğiniz için Teşekkür ederiz.

* Yorumunuz kontrol edildikten sonra yayımlanacaktır.


    BÖLÜMLER
Bölüm ara:
Bugün Toplam
Ziyaret 662 340358
Tıklama 5252 2613800
Yapsan İnşaat Reklamı Yapsan İnşaat Reklamı